Gemiler Sözlüğü
Gemiler Sözlüğü
Gemiler Sözlüğü

Gemiler Sözlüğü (K.DY.GMSZ)

Fiyat : ₺40,00(KDV Dahil)
₺40,00 'den başlayan taksitlerle

Aslında, büyük bir yelkenliden daha güzel şey az bulunur dünyada. Şarpi, kotra falan değil, kocaman bir gemi. Uzun direkleri, geniş yelkenleri, yüksek bordasıyla bin tonluk, iki bin tonluk tekne. Böyle bir güzelliğin, motorlarını çalıştırmadan, rüzgâr altında süzülüşüne doyum olmaz. O sırada ancak iyi şeyler düşünebilirsiniz bütün dünya için. Mümtaz Soysal (Öpülesi Gemiler, s.17).

Bu sözlüğün içerdiği tekne çeşitleri için Karadeniz, Marmara, Ege, Ak-deniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi ile Tuna, Nil, Dicle ve Fırat nehirlerinin oluşturduğu coğrafya esas alınmıştır. Bu coğrafya dışından kalan, ancak bilinmesinde yarar bulunan tekne çeşitleri de eklenmiştir. Bu coğrafya, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel-coğrafyasıdır. Farklı iklimler, farklı denizler, kıyılar, rüzgârlar, ister istemez bu ortama uygun teknelerin yapımını da gerektirmiştir. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu, XVI. yüzyıldan itibaren okyanusların ticarî yaşama katılması ile öne çıkan Porte-kiz, İngiltere, Hollanda gibi denizci uluslardan farklı olarak, egemenliğinin yayıldığı coğrafyadaki denizleri neredeyse bir iç deniz haline getirerek, bir çok denizle birden ilişkili ve değişik teknelerin kullanıldığı bir deniz ülkesi olmuştur. Öyle ki, gemi yapımında köklü değişikliklerin başladığı XIX. yüzyıl gibi geç bir dönemde bile, Tuna havzası, Karadeniz, Marmara, Ege adaları ve Akdeniz’den imparatorluk merkezi olan İstanbul’un gıda, kömür, kereste vs. gereksinimini karşılamak için gelen tekneler bunların içinde savaş gemileri, balıkçı ve yolcu tekneleri ile diğer gemi türleri bulunmamasına karşın, saptanabilen 21 farklı orta boy ticarî tekne türü ile oldukça çok çeşitlilik gösterebiliyordu. Halkın gereksinimlerini karşılamaya dönük bu taşımacılık ve gemicilik, Batı’da olduğu gibi, arkasında bir kolonizasyon, esir ticareti ya da gambot politikası güden ve çeşitli halklara acılar çektiren bir deniz gücünün parçası olmayışı, onu daha değerli kılmakta ve kültürel ilgiyi de haketmektedir. Ne ki, geçmişte, bu coğrafyanın Antik Çağ’dan günümüze, zengin uygarlık mirasına yeterince sahip çıkamadığımız gibi, deniz kültürüne de yeterince ilgi gösteremediğimizden, bu çeşitlilik zaman içinde yok olmuştur. Günümüzde ise, her iki konuyu önemseyip, değerli çalışmalar ortaya koyan bilim insanlarımız eksik değildir.